Sabah yazmak üzerine
Beş buçukta kalkmayı sevdiğim için değil, o saatte kimsenin bir şey istememesi yüzünden yazıyorum.
Bana en çok sorulan soru şu: Günde kaç saat yazıyorsunuz? Doğru cevap can sıkıcı: üç. Ama asıl mesele saat sayısı değil, saatin hangisi olduğu.
Beş buçukta kalkmayı sevdiğim için kalkmıyorum. O saatte kimsenin benden bir şey istememesi yüzünden kalkıyorum. Telefon sessiz, kapı çalmıyor, mahalle uyanmamış. Yazının en çok korktuğu şey kesinti değildir; kesinti ihtimalidir. Bir saat sonra çalacak bir alarm varsa, o bir saat boyunca yazamazsınız — sadece alarmı beklersiniz.
Masada iki şey duruyor: bir bardak su ve dün akşamdan bırakılmış yarım cümle. Yarım cümle önemli. Tamamlanmış bir sahnenin ardından ertesi güne başlamak zordur; yarım kalmış bir cümleye dönmek ise neredeyse kendiliğinden olur.
Üç saat sonra kalkıyorum, o günün yazdığını okumuyorum. Okumak akşamın işi. Sabah yazan ile akşam okuyan aynı kişi değil, olmamalı da.
İki ayda bir, kısa bir mektup
Yeni kitap ve baskı haberleri, imza günü tarihleri, arada bir de yayımlanmamış bir sayfa.