Skip to content

The Eclipse Notebook

1/3 · The Night Pharmacy

0%

Full text · 2 minutes

The Night Pharmacy

The Eclipse Notebook — Nehir Yalın

Tutulma gece yarısını yirmi geçe başlayacaktı ve ilçede herkes bunu biliyordu, çünkü belediye hoparlörden iki gün boyunca duyurmuştu. Duyuruyu yapan adam her seferinde sonuna, kendinden emin olmayan bir sesle, “Çıplak gözle bakılabilir,” diye ekliyordu.

Eczacı Nihal o gece nöbetçiydi. Nöbet, ilçede altı eczane arasında dönerdi; sıra ona geldiğinde hep bir şey olurdu. Geçen sefer bir çocuk parmağını kapıya sıkıştırmıştı. Ondan önceki sefer bir adam gelip yarım saat boyunca hiçbir şey almadan tansiyonunu ölçtürmüştü.

Saat on birde ilk müşteri geldi: elli yaşlarında bir kadın, elinde bir reçete, üstünde yazlık bir hırka.

“Bu ilaç bizde yok,” dedi Nihal. “Sabah gelir.”

“Sabaha kalmaz,” dedi kadın.

Nihal başını kaldırdı. Kadının yüzünde telaş yoktu; olsa olsa yorgunluk vardı, uzun süredir taşınan cinsten.

“Kim için?”

“Annem için. Ağrı kesici işe yaramıyor artık.”

Nihal reçeteye tekrar baktı. İlaç, ilçede tutulmazdı; talebi olmadığı için stokta bulundurulmazdı. Doktoru arayıp muadilini sormak gerekirdi ama saat geçti, kimse açmazdı.

“Bir dakika,” dedi.

Arka odaya geçti, dolabın alt gözünü açtı. Orada, üç ay önce vefat eden bir hastanın ailesinin getirdiği kutular duruyordu; imha edilmek üzere ayrılmışlardı, imha formu masasında bekliyordu. Aradığı kutu oradaydı. Yarısı dolu.

Kanunen veremezdi. Kanunen bunu düşünmesi bile doğru değildi.

Ön tarafa döndü, tezgâhın arkasına geçti, elleri boştu.

“Yok,” dedi.

Kadın başını salladı. Teşekkür etti, kapıya yöneldi, kapıyı açtı; dışarıdan serin bir hava girdi.

“Bir dakika,” dedi Nihal ikinci kez.


Gece yarısını yirmi geçe, ilçedeki herkes başını kaldırdı. Sahilde birileri telefonlarıyla gökyüzünü çekmeye çalıştı, olmadı. Çay ocağında oturanlar bir süre sustu, sonra biri, “Aynısı geçen sene de oldu,” dedi ve tartışma başladı: geçen sene olmuştu, olmamıştı, öbür sene olmuştu.

Nihal eczanenin önündeki basamağa oturdu, iki eliyle dizlerini tuttu, yukarı baktı. Ay, kenarından yenmeye başlamıştı; tam yuvarlaktı ama artık tam değildi.

Kadın on beş dakika önce gitmişti. Beyaz poşet elindeydi ve Nihal kapıdan çıkarken ona hiçbir şey söylememişti — ne “Geçmiş olsun” ne “Kimseye söyleme”. İkisi de gereksizdi.

Şimdi karanlıkta, imha formunun masasında yırtılmamış olarak durduğunu düşünüyordu. Sabah gelip onu imzalayacak, kutuyu eksik gösteremeyeceği için bir şey uyduracak, uydurduğu şeye bir daha hiç dönmeyecekti.

Gökyüzüne bakarken şunu fark etti: bütün ilçe aynı yöne bakıyordu ve kimse kimseyi görmüyordu. Sahildeki kalabalık, çay ocağındakiler, karşı apartmanın balkonundaki adam — hepsi kafalarını aynı açıyla yukarı kaldırmıştı, hepsi tek başınaydı.

Ay tamamen tutulduğunda ilçede beklenmedik bir şey oldu: köpekler sustu.

Nihal içeri girdi, ışıkları söndürdü, sadece tezgâh lambasını açık bıraktı. Nöbet sabah sekize kadardı. Geri kalan saatlerde kimse gelmedi.